.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE&HER TÜRK ASKER DOĞAR

1 Aralık 2012 Cumartesi




Rengarenk bir dünya ver bana
Yemyeşil olsun gökyüzü,
Masmavi çimlerin içinden
Sarı nehirler çağlamalı.
Rengarenk bir dünya ver bana
İnekler gökyüzünden bakmalı
   Kuşlar turuncu topraklardan kanat çırpmalı.
Güneşi pembeye boya ne olur!
Ay dede mor sakallı
Rengarenk bir hayat ver bana
Rengarenk avuçlarımda bin ömür
Nefes almalı.

 

                                     Newbahar

 

20 Ekim 2012 Cumartesi

GÖL





Maviydi göl
Yeşile çalıyordu bataklık kenarları
Kahverengi kıyılarında söğüt dalları
Değiyordu yalnızlığa.
Karşı kıyıdan dönüyordu kızıllık,
Güneş oluyordu dağlar.
Battı batacak derken, simsiyah
Gece oluyordu her yan.
Yıldız oluyordu tüm renkler
Işığını göle çalan fener
Bu gecede bendensin
Sen söyle,
Tüm ahali dinlesin.
 
 
 




30 Eylül 2012 Pazar

BEYŞEHİR GÜNLÜĞÜ

            Sıcak günlerden eser kalmadı artık. Eylül ile ilgili tek bir satır yazamadan Eylül bitti. İlk defa eylülü hiç yaşamamışcasına ekime geçiverdi Newbahar.

             Ekimin gelmesiyle ilçe üniversitelilerle doldu. Göl kenarı cıvıl cıvıl, yollarda otostopçu gençler...
Kızlar, erkekler rengarenk, neşeli. Buranın gençleri ile yeni gelenler hemen farkediliyor.
Beyşehir olup, BEY lakabını haketmemiş bir ilçe burası. Günler geçtikçe bunu daha iyi anlıyorum.

               Artık ev ile ilgili bir telaşım kalmadı, çocuklar okullarına alıştılar, şehirde gezilip görülmedik yer bırakmadık. Şimdi hayat olağan, durgun ve olabildiğince basit gözüküyor bana.

               Özledim Denizli'yi. Çocuklarda özledi farkındayım ama yapacak bir şey yok. Sadece ufaklık az verilen ödevlerden ve arada boş geçen derslerden dolayı gayet mutlu bir şekilde okula gidiyor.

                Denizli demek Kontes ve Karamel demekti. Şimdi onlarsız bu hayat eksik bir Newbahar. Çok özlüyorum onları ve zaman zaman fotoğraflarına bakıp bakıp ağlıyorum. Öpüyorum, öpüyorum... ağlaya ağlaya uyuyorum.
Onlarla yaşadığım eşyalar yok, ev yok, şehir yok. Dün balkonda ölüme terk ettiğim mum çiçeği onların oyuncağıydı. Ne vakit balkona çıksam bana onları hatırlatan o çiçeği nihayet kuruttum.

O kurumadan önce zaten bana küsmüştü. Bende küskünüm kendime!

                Eşimin Derecikten getirmeyi düşündüğü köpeği EFE ölmüş. Bomba arama köpeği idi ve kalbine yerleşen kurtlar yüzünden ölecekti. Efe efe efe... ölmesine üzülmedim!

Benim kedilerim yoksa hayatımda, onunda köpeği olmamalıydı. Ne vakit Efeden bahsetse, ben sadece sustum. Şimdi öldü Efe. Öldü.

                 Burası bir tuhaf yer. Halkı tutucu görünsede genç takımı şöyle bir tarz yapmış kendine. Erkeklerin saçlarının ortaları dik dik fırça gibi havada, yanları jöleye bulanmış şekilde kulaktan aşağıya yapışık. Altlarında kıçlarından düştü düşecek kot pantolonlar, cırtlak renkte gömlekler.
Kızlara ise gülmekten ölüyorum. Daha dün bi tanesini gördüm ''pes'' dedim. Çimen yeşili bir mini etek, üzerinde takımın parçası yelek, ayakkabılar illaki topuklu olacak, eteğin altında siyah daracık bir pantolon veeeee başında yeşilli bir eşarp. Mini etek hevesini almış hasbam dedim.
 Cumartesi Levo ile sahilde çay bahçesinde otururken armut koltuklarda oturan çifti anlatmadan geçemicem. Kız yine baş örtülü ama eşarp yerine başında şal var ve altında siyah bone. Armutlara sevgilisiyle kucak kucağa yayılmışlar bir güzel nargile keyfi yapıyorlar arada da birbirlerini elliyorlar.

              Akşamları canlı müzik var, iki ayrı çay bahçesinin iki ayrı gitarcısı akşam oldu mu karışık bir ziyafet sunuyorlar öğrencilere. Öğrencilere diyorum onlar anlıyorlar müzikten ve alkışlıyorlar. Yerli halk trene bakar gibi dinliyor yada dinlemiyor aslında!
Bi ara üniversite takımı gelmeden önce alkışlamaya kalktık tuhaf tuhaf baktılar bize.

           Newbahar buralarda, işi gücü yok şimdilik. Ha meclis açıldı vatana millete hayırlı olsun. Bakalım bu sene ne haltlar karıştıracaklar. Sabaha zamla uyandık, doğalgaz burda yok ama elektriğin canına okuyor Newbahar.

                       Güzel bir hafta diliyorum, herkes için.

12 Ağustos 2012 Pazar

HER ŞEY BİZ GİBİ GÜZEL OLSA!

      Nihayet yeni şehrime, yeni evime yerleştim. Göl kenarında muhteşem bir ilçe bana göre Beyşehir. Canözüm yanımda, çocuklarım yanımda...
Kontes ve Karamel yanımda değil.
Onlarla olamayacak bu yeni hayatımda çok özlüyorum. Öyle çok özlüyorum ki aklımdan çıkmıyorlar ve zaman zaman ağlıyorum. Bazen onları hiç göremeyeceğimi düşününce delirecek gibi oluyorum.

      Pazartesi Denizli'den eşyaları yüklediğim vakit konu komşu hepsi beni uğurladı. Vedaları hiç sevmem ama bir kaçının ağlaması da beni duygulandırdı. Az kalsın bende ağlıyordum.

Niye ağlayayım ki! Canözüm sağ salim döndü ve artık hep beraber yeni bir hayata başlayacaktık. İki sene anne ve babama bu kadar çok yakın olmuşken ilk defa onları geride bırakmak koydu.
Upuzun iki sene! gecesi gündüzü olmayan...
Sanki bir film izlemişim, sanki ben yaşamadım, sanki iki sene yitip gitti birden.

Halen Dereciğin izleri var. Telefonlar susmuyor, sohbetlerimizin çoğu Derecik ve sürüp giden çatışmalar, şehit olan dostlar...

Uykularım hala düzene girmedi. Hep yalnız yatıyorum sanıyorum, sabah güneş yenice doğmuşken gözlerim açılıyor ve Canözüm yanımda...

Ben aslında her sabah mutluluktan ağlıyorum.

Canözüm pazartesi göreve başlıyor. Sonrasında geride kalan yaz tatili için kendime ve çocuklara yeni uğraşlar edinmeliyim acilen. Sabah yürüyüşleri, akşamüstü şehir turları... Sonrasında muhakkak ihmal edilen kitaplar okunmalı. Ne yazık ne acı bir kayıp benim için.

Bir ara doktora gitmeliyim. Bu halsizlik, bu uyuşmalar, bu başağrısı, bu uyku halleri, isteksizlik pek hayra alamet değil. Eeee genç değiliz artık çıkacak ordan burdan hastalıklar değil mi?

Kendimce teşhisimi koyuyorum bu arada: kansızlık veya guatr

Bugün bir uyku bastı ki sormayın, gözlerim kendiliğinden kapanıverdi henüz uyanalı 3-4 saat olmuşken. Sonrasında karman çorman rüyalar, ara ara uyanmalar ve kesin uyanmaya karar verdiğimde saat 18.00

İşlerim bitti ve tam anlamıyla yerleştim ya TEMBEL NEWBAHAR

6 Temmuz 2012 Cuma

TERK

            Deli gibi!...

            Deli gibi balkona her çıkışımda çaprazımda olan apartmanın ikinci katına bakıyorum. Bir kıpırtı, bir çift pati, bir tüy yumağı...

            Seni şanslı pisi, evdesin ve evde kalacaksın.

            Bazen balkon demirleri arasından sarkıyor, güneşte pencerede yalanıyor bi güzel. Benim yavrularımda balkondan ayrılmazlardı diyorum. Nereye baksam, evde nerelere adım atsam hep onların izi. Bu evi tümden yakmadan, kendimi yok etmeden silinmeyecek bu izler.

            Dün onları bıraktığım 13. uğursuz salı gününü anımsadım. Oradan geçtik, gözlerim sanki oradalarmış gibi kısa bir aralıkla onları aradı. Yoklardı elbet, yok olduklarını çok iyi biliyordum ama işte!

            Lanet bir his bu, lanet bir çaresizlikti, lanet bir sevinçti onlarla beraberliğim.

            Şimdi işte ÖZLÜYORUM...

            Bırakmış olmanın verdiği vicdan azabıyla, hiç haber alamayacak olmanın merakıyla, hafızamda hiç silinmeyecek hayalleriyle yaşamaya devam..

             İnsanoğlu özgür değil. Kızgınım kendime, hayvanseverler derneğine, buralarda yaşayan ve pisilerimi evine almayan herkese... insanlara, insanlığa.

             İçimde bir küskünlük hayata!

28 Haziran 2012 Perşembe

ÖZLEDİM...



Yalnızdım...
Açtım bilgisayarıma yüklediğim tüm fotoğraflarını. Tek tek bakıp bakıp ağladım. Koklayasım, dokunasım, öpesim geldi bebeklerimi.

Allahım ne çok özledim.

Ne haldeler onuda bilmiyorum. Bazen kalan tüyleri yapışıyor kıyafetlerime. Alıyorum öpüyorum. Bu Kontesimin diyorum kısa ve kırçıllı olanına. Sarı veya beyaz upuzun ise Karamelimin.

Bi öpücük kondurup tüylere bırakıyorum rüzgara.

19 Haziran 2012 Salı

BİR KAÇ HAFTA SONRA!..

       Bugün bebeklerimden ayrılalı bir hafta oldu. Onlardan ayrılmak hiç kolay değildi. Hayatımda unutamayacağım en büyük üzüntülerden biri.

Ama ben onları çok özledim. Asla göremeyecek olmak ne kötü. ''Oh be gözüm arkada kalmadı'' diyememek daha kötü. Nasıl ayrıldığımızı anlatmayacağım.

        Rüzgar Konya'ya esti ya bu kez, Konyanın Beyşehir ilçesine gölün kenarına kondurdu bizi. Gittik gördük yeni ilçemizi, havasını kokladık, kıyısından gölü gören güzel bir ev tutuverdik.

        Eşim izinde olunca evde hiç durmadık. Çocuklar çok özlediler babalarını, bende kocamı. Ayın sonuna doğru gidecek 25 gün ayrılıktan sonra tamamen dönecek inşallah.
Bugün 8 şehidimizin haberiyle güne başladık. ''Kalk canım, sizin karakol basılmış!''

Halen toparlanmış değiliz, bu acı, bu yangın bizde böyle yanıyorsa o analar, babalar, yarenler, sevdikleri... Allahım nasıl bir acı bu kıyamete kadar sürecek.

Yavrularımız şehit oluyor, vatan toprakları satılıyor, ucube bir geleceğe doğru gün dönüyor.

        Newbahar'ın  bu can sıkıntıları hiç gitmeyecek.

31 Mayıs 2012 Perşembe

HER ŞEYE AZ MI KALDI?!.



   

  Nihayet mayıs ayı bitti. Ve 36. yaşımın 10 gün geçmişliği ile ilk yazımı yazıyorum.

Havalar ısınamadı bir türlü, şu saatlerde çok üşüyorum. Şu bahsi geçen kırkikindi yağmurları dinmek bilmedi. Hep ağlıyor gökyüzü...

Canözüme kavuşmama az kaldı. Okullar kapanınca 10 günlük izne gelip gidecek. Bu arada Konya yolcusu olduğumuzu söylemeliyim. Yeni durak yerimiz Konya.

Her tayin bizim için yeni bir sayfa.

Canözümün izne gelip gitmesinden sonra 25 Temmuzu bekleyeceğim. Haziran ve 25 temmuz arasında geçen günlerin hiç bir önemi yok. O arada sadece bekleyeceğim.

25 Temmuzdan sonra Allahım bizi bir daha ayırma hiç.

Onsuz iki sene nasıl geçti? O kadar yoruldum ki anlatamam. Geçen sene Alperen'imin SBS sınavı, Levent'in bol ödevli akşamları, performanslar, projeler ve kediler!

Ramazan ayı gelirse kedilerim tam 1 yaşında olacak. Aylardır onlara gözümün arkada kalmayacağı yuva arama çabalarım boşuna. Kimse onları sahiplenmek istemiyor.

Bir kız öğrenci talip olmuştu, kediciklerin ikisini birden taşıma sepetlerine koyamadım, Kontes'im kaçtı. Karamel'i alıp yağmurlu bir cumartesi yollara düştüm. Yanımda uyudukları minder, kum ve mama kapları...
Kontes kapıyı kapatınca çok ağladı arkasından kardeşinin, bende ağladım. Yağmur yağdı biz ağladık.

Kız amcasının motorsikleti ile gelmiş buluşma yerimize. Eve götürmek yerine halı yıkama dükkanları varmış oraya götürecekmiş, annesi evde yokmuş. Zaten Karamelim otobüsle giderken ondan hiç duymadığım sesler çıkarmıştı, korkmuştu. Birde motora bindirecekti çatlak kız.

Karamelimi de alıp eve döndüm. Kontesim mutlu oldu.

Bende mutluydum aslında. İçimi bir huzur kapladı yanımda kaldılar diye. Bir gece önce ne çok ağlamıştım.
Sonraki günlerde ilimizin hayvanları koruma derneğinin facebook sayfasına onlarca ilan verdim. Dün yine biri sahiplenecek gibi oldu, bugün kesin kararı ''alamam''

Bugün yüzümü astım. Çaresizlik işte bu.

Onları sokağa mı bırakacağım Allahım...

Ben hayatımın bir sonraki sayfalarında çaresiz bir hayvan gördüğümde sırtımı dönüp gitmeli miyim! Kedilerimi çöpten, çocukların elinden almasaydım ertesi güne ne halde olurlardı? Kesin ölürlerdi ama ben vardım, onlara anne oldum.

Şimdi büyük bir çaresizlikle... düşünemiyorum!

Onları sokağa bırakmak vicdansızlık mı? Onlar olmamalı hayatımda artık. Olmayacak.
peki ben ne yapacağım şimdi? Onları yanımda götürmem imkansız, sokağa bırakmam imkansız.

Sokakta beslenemezler, korunamazlar, barınamazlar.

Ben onlara evde bakmakla kötülük yaptım. Ama en büyük kötülüğü, en büyük günahı bu yavruları annelerinden ayıran O kadın yaptı. Bulsam yüzüne tüküreceğim, bana bu acıları çektirdiği için belki tekme tokat girişeceğim.

Hava soğuk, hayat telaşlı bu günlerde. Evet telaşlı! Çocukların okul kermesleri, plav günleri, şiir dinletileri, yıl sonu piknikleri...

Her gün onlara ayarlı bu günlerde.

Bir kenarda kedilerim ve ben!

Yarın beni mutlu edecek bir haber istiyorum. Yarın gece başımı yastığa huzurla koyup, hemencecik uykuya dalmak istiyorum.

Bir kaç hafta sonrasında şöyle demeli Newbahar '' Ohhh be! beklediğime değdi. Kontesime ve Karamelime iyi bir yuva buldum. Orası tam onlara göre. Benim kadar iyi bakacaklar eminim. Kedilerim orda mutlu ve uzun bir hayat sürecek''

11 Mayıs 2012 Cuma

BU GECE SON



Üzülmemeliyim ama üzülüyor insan işte. Karamel ve Kontesim yarın yeni yuvalarına gidiyor. Kendi ellerimle götürüp vereceğim. Her şeylerini toplayıp yanlarında vereceğim. Mama kapları, su kabı, yattıkları minder, taşıma sepeti ve karneleri.

Onları bana hatırlatacak en ufak bişey istemiyorum desem de bu mümkün değil. Her yerde tüyleri var. Tüyleri olmasa bile ne olacak ki, her sabah beni karşılayan hayalleri olacak.

Çok üzgünüm, mutsuzum. Az önce yine karamelim kucağımdaydı. Epeyce elimi emdi ve sonra yüzüme baktı. O koca kafasını avucuma alıp öptüm öptüm.

Şimdi Kontesi yalamakla meşgul, tam karşımdalar. Bir daha ki bilgisayar başına geçtiğimde karşımda olmayacaklar. Kucağım boş olacak.

Ben her zaman ki alışkanlıkla onlar gittikten sonra bile mutfağın kapısını kapalı tutacağım. Zil çaldığında benimle bir kapıya koşarlardı, şimdi sessiz adımlarla açacağım kapıları.

Uyudular. Sanırım bu gece bende onlarla uyuyacağım.

Evlattan ayrılır gibi!.. hayat ne kadar acımasız ve kimse özgür değil. Allahım 9 ay önce bunları karşıma çıkarmasaydın, şimdi bu kadar üzülmeyecektim.

Bu şehirden çekip gidesim var.

8 Mayıs 2012 Salı

20 Nisan 2012 Cuma

İNSAN NELERE ALIŞIYOR ZAMAN İÇİNDE!...

     Facebook'un zamansız gelen zaman tüneline alışmaya çalışırken şimdi de blogger kendini yenilemiş.
Kendi bloğumu güç bela bulmuşken bir kaç satır yazacağım.

      Dört ayaklı sevgililerime bir yuva bulamadım henüz. Öte yandan konu komşu ''bunlar büyümüş artık, sokakta yaşayabilirler, sokağa bırak'' demeleri artmaya başladı.
Çünkü pisiciklerim kapı zili duydular mı kapıda dikilip, kapının açılmasıyla pırrr dışarı, merdivene atıyorlar kendilerini. Hatta bugün merdiven gezintilerini iyice abartıp, Kontesim bodruma indi.
Haliyle merdivenlerde çok gezindikleri için komşular da çok görüyorlar. Hatta birinci katta ki Ratıp Abi kedileri tanımadığı için sokak kapısının önüne taş koydu az daha sokağa kaçacaklardı. Nasıl uçtuysam kalan 5 basamağı, kapyı kapatıverdim.

     Karamelim bilgisayar delisi, illaki ben başına oturunca oda kucağıma gelip patisini ve başını masaya dayayıp beni izliyor. Arada kafasını çevirip yüzüme bir bakıyor ki öpücüklere boğuyorum o zaman.
Üzerime bir pike alıp koltuğa uzandığım zaman koluma gelip yatıyor.

     Nasıl seviyorum onları, daha fazla yazamayacağım. Ayrılmak düşüncesi içime oturdu yine :(

                                              Böyle çirkin uyuyan bir kedi gördünüz mü?

6 Nisan 2012 Cuma

ÖYLE İŞTE...



Önceki yazımdan farklı birşeyler yazmayacağım yine. Evde kedilerim ve ben...
Çocuklar okulda, ben evde, hep evde. Eskiden bir yerlere gidememekten yakınırdım şimdi evden çıkasım gelmiyor.
Sanırım biraz ev işi yapacak Newbahar.
Az önce çocukların pijamalarına yapışmış kedi tüylerini temizledim. Temizlerken hiç şikayet etmedim. Halıda desenlerin rengini değiştirecek kadar çok tüy yumakları.
Aldırmıyorum. Belki çoğu için tiksindirici bir durumdur. Anlamıyorum onları, onlarda beni anlayamazlar elbet.
Klavyenin üzerindeki tüyler bir üfleyişte masanın üzerine dağıldı.
Karamel yavaş yavaş mırlayarak bana doğru geliyor. Hah işte masa sandalyelerinin canına okumakmış niyeti. Tırnaklar ard ardına seri halinde kumaşı tırmalıyor, ohhhh yarasın!
Aldırmıyorum, nasıl olsa yenilerini alıcam. (inşallah)
Balkona kumlarını dökmüşler, sanırsınız dağlar deliyorlar, öyle bir eşeliyorlar işte.
Aldırmıyorum.
Nasıl olsa süpür, iki kova su dök temizlenir. Zaten balkon sefası için erken daha. Geçen yaz onları bulduktan sonra eylül gibi zamanımı balkonda geçirirdim. Kucağıma bile tırmanamazlardı, masaya koyardım inemezlerdi. Öyle mini minilerdi işte. Boyunlarına kırmızı kurdeladan boncuklu bir bileklik takmıştım, ne çok yakışıyordu.
Şimdi boyunları kalınlaştı, tontiş oldular yumurta yiye yiye. Bizler bile bu kadar düzenli beslenmiyoruz be!

heyyy şiirlerim nerde benim, şiirlerim, şiirlerim........

5 Nisan 2012 Perşembe

NEWBAHARCA...

Canım hayli sıkkın bu günlerde. Zaman hızlı ve yoğun ve üzücü geçiyor benim için. Kalan son 3 ayın derdindyim ben. Veee mayısta belli olacak yeni görev yerimizin!
Öte yandan kontesime ve karamelime yeni bir yuva bulamadım. Karamel yine kucağımda bir yandan parmaklarımı emiyor, bir yandan kafasını çrvirip yüzüme bakıyor. Tüm bu yazdıklarımı tek elle yazıyorum bu yüzden.
Dün şehit olan üstteğmenimiz eşimin arkadaşıydı. Dün bir kez daha yandı ana yüreği, bizim yüreğimiz.
Alla rahmet eylesin ve ailesine sabır versin.
Ülkem için üzülüyorum. Daha kötü günler bizi bekliyor, o kadar umutsuzum işte.
Cumartesi günü fen lisesinin tanışma çayı var. Oldum olası böyle çaylardan, günlerden, protokolün olup kasım kasım kasılınan askeri törenlerden nefret ederim.
Bu şehit haberinin üzerine çaya katılmak istemiyorum. Alperen gitmemi çok istiyor, biraz sosyalleş anne diyor ama bir anlayabilse!
Eşim taaaa oralarda iken ben buralarda eğlenemem.
Hava bugün kapalı. Sabah çıktığım keyifsiz yürüyüşü kısa kestim. Zaten tartı beni şaşırttı. Kesin pili zayıfladı o yüzden fazla gösterdi.
Alperen dünden beri grip, Levonun canı sıkkın. Anneleri onlara belli etmesede mutsuz, düşünceli, karamsar...
Evi süpürmek lazım, derlemek toplamak lazım. Amaaaannn sanki kapıyı çalıp ''nasılsın'' diyen mi var.
Pazardan bir sürü saksı aldım. Çiçeklerie saksıları dar geliyor artık. Ama toprağım yok, onlarda öylece kaldı.
Karamel kucağımda uykuya daldı. Bi öpücük kondurdum kafasına, bana mısın demedi. Bu kediler benim onları mıncıklamamave öpücüklere boğmama alışıklar. Ve benimle uyumaya...
Karamelim battaniyenin içine girip kafasını koluma koyar ve uyur, patilerini kıvırır bağrıma doğru.
ısıtırlar beni, sımsıcak.

29 Mart 2012 Perşembe

KARAMELİM VE BEN...



Akşam böyleydik. Levo çekti resmimizi, epey uyudu kucağımda. Zaten oldum olası çok sever kucağımı. şimdide ben bu satırları yazarken hatta tek elle yazmaya çalışırken parmaklarımı emiyor.
Arada emmeyi bırakıp yüzüme bakıyor, patisiyle dokunuyor. Sarı bebeğim benim.


Şu cambaza bakar mısınız... Balkon demirlerinde bile geziyor, o kadar iyi bir cambaz ki düşecek diye korkmuyorum artık. Kendi bildiğini okuyor, şimdi Vandan aldığım semerin üzerinde uyuyor. Semerin canına okudular, deri kaplaması hep tırnak izi .....:))
Yalnız o mu tırnaklardan nasibini alan! koltuklar, halılar ve ellerimiz, en çokda benim ellerim.


Bunlarda yeni park etmiş arabanın sıcak motorunda ısınmaya çalışan sokak pisileri. onlar şanslılar çünkü anneleri büyüttü.

Bazı blogcular benim karamel ve kontesimi sahipleniş öykümü bilmiyorlar sanırım. Ben sırf kedim olsun diye onları annelerinden ayırmadım. Onları canavar bir kadın tarafından çöpe attırılmış halde buldum ve mecburen eve getirdim. Henüz yürüyemiyorlardı bile.

O yüzden beni yargılamayın lütfen. Bende biliyorum onlar sokaklara, doğal hayata aitler. Ama olmadı işte, annelerinden ayrılınca olamadı. Mecburen ev kedisi oldular.

Şimdi pisilerime benim gibi onlara aşık olacak yeni yuva arıyorum. Onları vermek zorunda kalacağım içinde çok mutsuz Newbahar

24 Mart 2012 Cumartesi

Gecenin uyku tutmayan kör vakti!

       
       Takip ettiğim bir kaç blogu okudum. Canım sıkkın bu hafta sonu. Oğluşun performans ödevleri, pazar gününün olağan işleri ve havanın güzelliği...
Ödevler olmasaydı kendimizi dışarı atacaktık muhakkak.
         Az önce ilimizin hayvanları koruma derneğinin sayfasına kediciklerimin resimlerini koyup, lütfen yeni bir yuva bulun dedim. Bu 3. ilanım sanırım ama kimse büyümüş kedi sahiplenmek istemiyor.
Zaten Karamel ve Kontesim cins kedi olmadıkları için pek bir şansları yok.
          Sanırım az az sokaktaki parka alıştırmalı. Hiç aşağı inmediler ve gerçeklerle tanışmadılar. Sonunda, taşınırken onları sokağa bırakmak zorunda kalacağım ne yazık ki!
Hem karamelim midesinden rahatsız. Akşam yedi gibi tavuk vermiştim, 5 saat sonra azcık kuru mama verdim. Sonrasında öğürdü öğürdü ve kusuverdi yavrucak.
Offffffff!...
Veteriner bi çözüm bulamadı sadece mide bulantısını önleyici şurup verdi. Çok seviyorum onları ama keşke hiç eve getirmeseydim. Hayır bunu yapamazdım ki! Onları göz göre göre ölüme terk edemezdim.
Sanki yeni bir yuva bulamazsam farklı bişey mi olacak. Delirmek üzereyim.
           İtiraf etmeliyimki her yerde tüylerinin olmasından bıktım. Çocukların okul formalarında, çoraplarımızda, halıda, koltuklarda... her yerde
Yataklarda, bataniyelerde...
Vede karamelimin bu rahatsızlığı. Ona üzülmekten yoruldum artık.
            Kimse benim onlara baktığım kadar güzel bakamaz.

Ben yine her gece olduğu gibi onların sonu nasıl olur diye düşünmekten yatakta dönüp duracağım.
uyusam bile karmakarışık kabuslara gebe uyku.

17 Mart 2012 Cumartesi

ELDE KALANLAR...

       Adam, hastanenin hiç alışık olmadığı kokusunu içinde hissederek banka oturdu. Bugün deniz hiç olmadığı kadar karanlıktı. Üzerindeki yağmur bulutları denize ölümü resmediyordu sanki.
        Bir kaç saat öncesine kadar hayalden ötesine gitmeyen, yıllarca ''olsa ne olurdu?'' diye düşündüğü, ''senede bir gün'' şarkısını her dinlediğinde ''son bir kez'' diye dualar ettiği şey olmuştu nihayet.
Aslında hayalinde toz pembe bir tabloydu o kadının hayali. İlk tanıştığı günlerdeki suretiyle onu yıllara meydan okumuşcasına hep genç tutmuş, gülüşünü, sesini o toy, gençlik hallerindeki ince sesiyle hatırlamıştı.
          Yağmur tek tük atıştırmaya başlamıştı işte. Hava kararmak üzereydi. Adam kalktığında oturduğu yer hariç bankın tüm yüzeyi ıslanmıştı. Pardösösünün yakasını kaldırıp acelesi olmayan adımlarla yürümeye başladı.
Eve geldiği zaman kapısında saatlerdir bekleyen dostunu gördü. Murat, gelen adamın gözlerindeki acıyı yıllardır gören tek kişiydi. Çocuklukları beraber geçmiş, adamın ilk aşkına tanıklık etmişti. Ve zamanın bu aşka nasıl bir ayrılık senaryosu çizdiğine şahit olmuştu.
Kara sevda diye adı konulan bu aşk, nasıl olduğunu anlayamadıkları bir şekilde ikisini de ayrı ayrı yollara sürüklemişti.
Aslında en acısıda her kesin bildiği fakat birbirlerine asla itiraf edemedikleri ''aşk''ın platonik bakışmalardan öteye gitmemiş olmasıydı.
          O yıllarda kızlar ve oğlanlar öyle yan yana gezmezdi, sokakta konuşup selamlaşmazdı. Her kız anasının evladına taktığı ilk küpe ''adın çıkacağına, canın çıksın'' idi.
Heleki aynı mahalleden olup, komşu kızına yan gözle bakmaya gör, adın ''serseri, hayırsız'' oğlana çıkar, askere gidip adam olmadan gelmeyene kız mız verilmezdi.
            İlkokulu birlikte okumuş olmaları ne büyük şanstı. Onlar çok iyi anlaşan iki arkadaştı sadece. Ortak noktaları o kadar çoktu ki sınıfın penceresinden baktıklarında görünen sıra dağlara büyüdüklerinde birlikte çıkmayı düşünürler, kafaları estiğinde şehir şehir gezmeyi hayal ederlerdi.
Orta okula geldikleri zaman, okulun ilk günü ayrı okullarda, ayrı sınıflarda, ayrı sıralarda yerlerini aldılar. Sonrasında yıllarca sürecek, uzaktan uzağa bakışacak, elalemin diline düşecek, en mucizevi olanıda bir birlerinin nerde olduğunu hissederek o mekanda göz göze buluşacaklardı.
            Murat, demlediği çayı ev sahibine ikram ederken bir saate yakın suskunluğunu bozdu:
''En azından artık onunda seni sevdiğini biliyorsun''
            Ne farkederdi ki! şimdi o güzel yılların hayalini bir çırpıda silen bir ölüm senaryosu vardı hatırlayacağı. O hep genç, hep cıvıl cıvıl iken şimdi son hali...
            Dün gece gelen telefonla kalbi nasıl pır pır etmişti. Sesin sahibini tanımıyordu ama ses ona ''muhakkak seni görmek istiyor'' diyordu.
''Nasıl olur? ailesi, kocası, çocukları!''...
''Herkes hikayeyi biliyor zaten. Hiç olmazsa son  arzusu, lütfen gel''
            Son arzusu!
            Bu ne demekti şimdi. Son bir kez görmeliyim derken bunu asla düşünmemişti ki. Belki şehirler arası otobüs yolculuğunda hemen yan koltukta oturacak, belki aynı marketten alış veriş ederken aynı ürüne elleri uzanacak, belki parkta ailesiyle yürürlerken yanından bir yabancı gibi gelip geçecek...
Belki bi ortam olur, aynı evde ortak dostlarla toplanılır, çocukluk arkadaşlığının verdiği az bir samimiyetle muhabbet edilirdi.
            Telefonu kapattığında çekmeceden albümleri çıkardı. Hiç karıştırmadan, sayfa çevirmeden o resmi bulup eline aldı.
O gün aceleye gelmişti. Fotoğrafçı ansızın okula gelmiş, öğretmende çocukları kırmayıp siyah beyaz bu pozu vermişlerdi. Top koşturduğu için pantolonun paçalarını çoraplarının içine almıştı. Heyecandan çıkarmayı akıl edememiş, saç baş dağınık en tipsiz haliyle hafızalara kazınmıştı.
O ise öyle miydi? Her zaman güzel, her zaman tertipli...
''Böyle bir serseriyle mi evlenecekti'' diye geçirirdi içinden her zaman. Şu anki mevkisini o yıllarda tahmin etmiş olsalardı fotoğraf bambaşka renklerde olacak, nihayetinde ölüm saati geldiği zaman mutlu mesut geçen yıllara elveda diyeceklerdi.
            ''Ölümden nefret ediyorum Murat'' dedi adam. ''Bazılarına hiç yakışmıyor.''
            Camın önüne gelerek perdeyi araladı. Vakit epey geç olduğu için sokaklar tenhalaşmıştı. Sadece sokağın temizliğini yapan çöpçüler ve sarma dolaş yürüyen iki sevgili.
             ''Sabah uyandığımda hastaneye gidip gitmemekte hala kararsızdım. Duvarlar üstüme üstüme geldi, sesler uğuldadı beynimde. Eskiden olsa yani orta okul yıllarında olsa hiç düşünmeden koşardım.
Şimdi ise gidip ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmeden evden çıktım. İnan ki yolda nasıl yürüdüm, nasıl yönümü buldum bilemiyorum. Hatta o süre içinde beynim durmuştu sanki.
Hastane kapsısında beni arayanın olduğunu tahmin ettiğim bir kadın bekliyordu. Beni görünce hiç şaşırmadı. Dayısının kızıymış, beni tanıyormuş fakat ben onu çıkartamadım. O zamanlar onlar başka şehirdelermiş.
Birlikte asansöre bindik. Kaç kat çıktığımızı bilmiyorum. Hiç konuşmadık. Çıkıp hemen karşı ki odaya yürüdük. Odanın önünde kocası bekliyordu. Bana bakışları anlamsızdı, sadece elimi sıktı.
Dayısının kızı kapıyı açıp bana girmem için işaret yaptı.
             Bir an yanlış odaya mı geldim diye düşündüm. Öylece bakakaldım. Bu!..O!..sen!... hayır..
sokakta görsem tanımam!...
Gülümsedi şaşkınlığıma. ''Hoşgeldin'' dedi.
''Geçmiş olsun, benim gelmem çok ayıp oldu sanırım. Hatta gelmemeliydim''
''Hayıırr, ayıp varsa ben seni çağırmakla ettim. Ama umrumda değil. Biliyorsun, son arzu geri çevrilmezmiş''
Bunu derken bile gülümsüyordu.
Eski günlere döndük. Yeni günlerden bahsettik. Çocuklarından, kocasından, bensiz geçen yıllarından...
Ve neden benim hiç evlenmediğimden!..
''Evlenmeyişimin sebebi sensin'' diyemedim Murat.
''Çok acı çekmişsindir değil mi?'' dedi
''Ne zaman?''
''Benim düğün günümde''
Sustum.
''Çok zaman geçti aradan, hatırlayamadım.''
Arada derin derin sık nefesler alıyordu. Yanında ki makinanın sinyalleri acılaşıyor, sonra yorgun yorgun sakinleşiyordu.
Beni sakinleştirmek için elimi tutuyordu. Hiç bu kadar el ele tutuşmamıştık ki!
Saçlarında aklar vardı. Gözlerinin kenarları kırışmış, gülümseyince ortaya çıkıyordu. Elmacık kemikleri hiç olmadığı kadar belirgindi.
Hep ilkler yaşanıyordu o hastane odasında. İlk konuşma, ilk bakışma, ilk tutuşma... Ve ilk öpesim geldi ama!..
''Hep bununla avundum'' dedi .
''Çocukken babaannem bu senin kader imzan derdi. Bu harfle ismi başlayan kişiyle evleneceğime inandırmıştı beni.
          Neyle avunmuştu, bir kolye ucu mu, şans taşı mı, kuru bir yaprak mı?..Harfe benzeyen ne olabilirdi başka?..
Cansızca elini  elime verdi. Artık ne sıklaşan nefesi vardı, nede bana bakan gözleri.
Parmaklarını nazikçe açtım. Avucunun ortasında büyük harfle ''E'' yazıyordu.






         

24 Ocak 2012 Salı

ıslak ölümler




 Yağmur yağıyordu şehrime, kaldırımların yalancı 

şahitliğinde... Adımlar can çekişiyordu ıslak ıslak. 

Mahşer yerine dönmüş bu kalabalık, 

nerdeysem bul beni, nerdeysek bul bizi. 



Tozuyordu ortalık, topraktan boyumca ayrılık fermanı 

geçiyordu. Okudukça uzuyordu yollar, uzadıkça 

dönen olmuyordu. 

Bir firari seferdeydi sanki millet. 

Herkesin bildiği lakin bildiklerini azat ettiği hükümsüz 

kelimeler geçiyordu akıllardan.